Kurguzist

Bilimsel fikrin doğuşu ve inanç

Yazar: Alper Çoşkun


İnsanlık tarihini incelediğimizde insanlığın ilkel zamanlarından biraz sonra far-
kettiğimiz ilk şeylerden biri insanın biyolojik nedenlerden gelen istek, ihtiyaç ve
hisleri fikri zemin üzerinden somut halden soyut hale getirmesidir. Bu belki de
insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliktir.İnsanın ilk defa soyut kavram-
lar üretmesi Üst Paleolitik Çağ (yaklaşık MÖ 40.000 – 10.000) dönemine denk
gelir. Bu dönemde insanlar yalnızca hayatta kalmaya yönelik araçlar yapmakla
kalmamış, aynı zamanda sanat, semboller ve muhtemelen soyut düşünceyi de
geliştirmiştir.Bu dönemi daha iyi kavramak için basit illüstrasyonlar kullanmak
iyi bir seçenek olacaktır.O dönemdeki insanı hayal ettiğimizde koca jungle’da
birçok vahşi hayvan bulunmaktadır. İnsan ise ormana girdiğinde biliyor ki güç,
hız ve birçok fiziksel yetenek olarak çoğu hayvandan güçsüzdür ama yine de bu
riski göze alıyor. Tabi ki bu büyük bir stres yaratıyor ama insanlık bu stresle
orada bir şey olmadığını olsa da kurtulabileceğini düşünüyor. Bu sayede bir
nebze olsa rahatlıyor. Ancak bu riski göze alamayıp daha basit yerlerde avlanan-
lar evrimsel olarak doğal seçilim yoluyla türleri yok oluyor. Depremler ,seller
meydana geliyor ve o zamanki insan buna bir neden bulamıyor ve çareyi çok
yüce bir gücün neden olduğunu hatta kendi aralarındaki basit toplum ilişkisini
dayandırıp onları kızdırdıkları için öyle olduğunu düşünüyor ve belki de uslu
birisi olursa o gücün ona etki etmeyeceğini düşünüyor. Bakıldığında arasında
çok zayıf bir neden sonuç ilişkisi kurulsada burda elde edilen bilgiler tamamen
yaşam için yararcı yani pragmatik bilgilerdir. İnsan bu sayede stres ve ko-
rkusunu azaltmış ve daha fazla soyut kavramlar üretip aslında düşünme yetisini
geliştirmiştir.Genelde incelediğimizde ilkel insan soyut olarak nitelendirip kur-
guladığı kavramları gündelik hayattaki avlanma ,yaşama, üreme gibi temel ol-
gulardan yola çıkarak benzeştirmiştir.Avlanma, doğa ve hayvanlarla kurulan
ilişki, ruhlar ve totemizm inancını doğurmuş, gök gürültüsü ve rüzgar gibi
doğa olayları ise doğaüstü güçlerle ilişkilendirilmiştir. Ölüm kavramı da soyut
düşüncenin gelişiminde önemli bir rol oynamış, ölülerin eşyalarla gömülmesi
ahiret inancının ilk izlerini göstermiştir. Ayrıca, mezarlarda bulunan çiçek
kalıntıları, ölümün ötesine dair ritüellerin varlığını kanıtlamaktadır. Üreme ve
toplumsal yapı üzerinden şekillenen soyut düşünce ise bereket kültüyle ken-
dini göstermiş,doğurganlık Venüs heykelcikleri aracılığıyla sembolleştirilmiştir.
Topluluk içindeki sosyal roller zamanla belirli kurallara dönüşerek ilk ahlaki
ve sosyal normların temelini atmıştır. Böylece, ilkel insan gözlemlediği somut
olayları model alarak soyut kavramlar üretmiş ve anlam dünyasını bu şekilde
genişletmiştir. İnsanlık ilerledikçe, av bolluğu, yerleşik hayat ve birçok etmen
onun daha fazla neden sonuç ilişkisi yaratmasına ve düşünceyle berraber neden
sonuç ilişkisi ve koralasyon yetisini arttırmasına vesile olmuştur.Bu da açıkça
bize ilk bilginlerli , filozofları getirmiş ve bilgiye ulaşım süreci daha kompleks
ve daha sistematik hale gelmiştir. İnancın ötesinde kanıt, deney gözlem gibi
parametreler daha önce çıkmaya başlamıştır. ilk insanda deney gözlem yada
kanıt gibi parametreler olmadığını görsek de pragmatik olarak işe yarayan bil-
giler artık samimi meraktan doğan hatta başlarda bilginin yaşamayı devam
ettirmek için faydasını görmeye odaklandıgını gorsek de daha sonra bilginin
yaşama hükmettiği hatta bilgi için yaşam gibi spesifik konulara yol açtığı açıkça
görülmektedir.

2 Antik dönem bilimsel ve felsefi düşünceler


Kanıt ve deney gözlemin öne çıkmasıyla birlikte bir bilgiye nasıl ulaşacağı bir
problem haline gelmiştir ve pek çok düşünür bu konuda farklı fikirler beyan
etmiştir.Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes gibi doğa filozofları, evrenin
temel maddesini (arkhe) ararken gözlem ve akıl yürütmeyi kullanmışlardır.
Sokrates ise bilgiye ulaşmada diyalog ve sorgulamanın önemini vurgulayarak,
insanın kendi cehaletini kabul etmesi gerektiğini savunmuştur. Platon, kesin bil-
ginin duyularla değil, akıl yoluyla erişilebilen idealar dünyasında bulunduğunu
ileri sürerken, öğrencisi Aristoteles deneyime ve gözleme dayalı bilgi anlayışıyla
bilimsel yöntemin temellerini atmıştır. Aristoteles’in tümevarım ve tümdengelim
yöntemleri, daha sonraki bilimsel düşüncenin gelişiminde önemli bir rol oy-
namıştır. Antik Çağ’da bilgiye ulaşma yöntemleri üzerine yapılan bu tartışmalar,
sonraki felsefi ve bilimsel gelişmelerin temelini oluşturmuş, Orta Çağ ve Aydınlanma
dönemindeki bilgi anlayışlarını büyük ölçüde etkilemiştir.Bu yazının asıl amacı
daha çok doğa felsefesi ve bilimleri üzerine olacağı için etik ve ahlaksal yöntemleri
yada felsefe irdelenmeyecektir. Çünkü o konu da baya detaylı ve çok ayrık bir
düzelmdedir. Bilimsel yapıya baktığımızda ilk çne çıkan elbette Thales olur.
Thales’in en çok durduğu konuların dünyanın ne üzerinde durduğu, matem-
atiksel konular, geometridir. Baktığımızda Mısır ziyareti sonrasında geometriye
daha çok irdeleyip thales oranını geometriye katmıştır.article amsmath
Thales Teoremi: Eğer AB bir çemberin çapı ve C çember üzerinde her-
hangi bir nokta ise;

̸ ACB = 90◦.
Bu teoremi cebirsel olarak kanıtlamak için, çemberin merkezi orijin (0, 0) ve
yarıçapı r olsun. Çemberin denklemi:
x2 + y 2 = r2.
Çapın uç noktaları A(−r, 0) ve B(r, 0) olup, C(x, y) çember üzerinde bir
nokta olsun. Üçgenin kenarlarının eğimleri:

olduğu matematiksel olarak kanıtlanmış olur.
Burada Thales’in amacı bu geometriyi gündelik hayatta kullanmak değil.
Halbuki mısırlılar tamamen bu bilgiyi seller sonrasında kadastro yapmak için
kullanmıştı. Aslında Thales’in onlardan farklı yaptığı iki şey vardı: bunu matem-
atiksel olarak sistematik bir şekilde kanıtlamak ve samimi bir meraktan yani
idealist bir şekilde ele alması. Sokrates ise aslında Thale’in akımından farklı
davranmıştır ve bilginin doğuştan geldiğini iddia etmektedir. Tabula Rasa
adını verdiği bu kavram oldukça ilginç olmakla beraber çok fazla bir ispat yap-
mamıştır. Sadece pazardan geçen eğitimsiz bir çocuğu çevirip geometrik bir
ispatı kulağına fısıldayarak yaptırmış ve işte onun unuttuğu şeyi hatırlattım
demiştir. Aslında bu savın söylediği şey eğer insan bir şeyleri anlıyorsa bu son-
radan elde ettiği için değil , anlaşılan şeyin beyinde ve ruhta bir karşılığı olma
zorunluluğu. Tabi bu savın dayanağı çok yok ve sistematik olarak zayıf. Ken-
disi yazı yazmaya karşı olduğu için tüm bilgilerini Platon’dan alabiliyoruz ve bu
yüzden kesin bir şekilde ne olduğunu bilemiyeceğiz. Aslında yazımın başlığını
verdiğim konunun starı Aristoteles’dir. Aristo bilgi felsefesi, bilim felsefesinde
o kadar büyük bir ’ilerleme’ kattetmiştir ki kendi yaptığı düşünce sistemi ve
birçok bilgi ortaçağa kadar hüküm sürmüştür. Aristo fizik,biyoloji, botanik
alanlarda çalışmış ozamanlar için kullanılan polymath bir sıfatı bulunmaktadır.
Özellikle fizik ile ilgili söylediği şeyler Newton’a kadar değişmemiştir. Aristo’nun
söylediği şeyleri incelediğimizde ve bunu modern dünya ile kıyasladığımızda bil-
giye giden yolda pragmatik ve idealism karmaşası ve neden sonuç ilişkisinin
korolasyonla karıştırılıp, istatistik metodlara geçiş ve bu da bilimsel bilginin
pragmatik sonuçlar doğuracağını çok açık görmemize neden olacaktır.


3 Aristo’nun fizik üzerine olan düşünceleri ve
nedenleri

3.1 Yerçekimi

Aristoteles, yerçekimi hakkında düşündüğünde, doğanın hareketi ve cisimlerin
neden yere doğru hareket ettiği üzerine farklı bir anlayışa sahipti. Aristoteles’e
göre, her şey doğasında bir hedefe doğru hareket eder. O, evrende her şeyin dört
temel öğe olan toprak, su, hava ve ateş ile yapıldığını kabul eder ve bu öğelerin
her birinin kendi doğal yerleri olduğunu savunur. Toprak ve su, doğasında
aşağıya, yani dünya merkezine doğru hareket ederken; hava ve ateş yukarıya,
evrenin üst katmanlarına doğru hareket eder.
Aristoteles, yerçekimini bir ”doğal hareket” olarak görmüştür; yani bir cis-
min yere düşmesi, cismin doğasında var olan bir özelliktir. Bu düşüş, cis-
min ”doğal yeri”ne gitme çabasıdır. Örneğin, bir taş yerçekimi nedeniyle yere
düşerken, ateş yukarıya doğru yükselir. Bu, Aristoteles’in evreni düzenli ve hiy-
erarşik bir yapıya dayandıran görüşüdür. Ayrıca Aristoteles, cisimlerin hareket-
lerinin hızının onların yoğunluğuna bağlı olduğunu da savunmuştur; daha yoğun
cisimler daha hızlı bir şekilde aşağıya düşer. Aslında burada ele alacağım konu
cisimlerin özlerine geri dönmesi diğerlerinin yanlış olduğu ortada ama bu konu
biraz farklı.

3.2 Hareket

Aristoteles’e göre, doğal hareket ve zorlama hareketi olmak üzere iki tür hareket
vardır. Doğal hareket bir cismin doğasına uygun olarak gerçekleşir ve bir dış
kuvvet tarafından sürekli olarak zorlanmasına gerek yoktur. Ancak zorlama
hareketi (örneğin bir cismin itildiği ya da çekildiği hareket), dış bir kuvvetin
etkisiyle meydana gelir ve bu hareket, kuvvet kaldırıldığında durur. Yani, Aris-
toteles’e göre bir cismin hareketini sürdürmesi için sürekli bir dış kuvvetin etkisi
gerekir. Bu bakış açısı, modern anlamdaki eylemsizlik kavramından farklıdır,
çünkü Aristoteles’e göre bir cismin durması için herhangi bir dış kuvvetin varlığı
gerekebilir.Aristoteles, eylemsizlik (inertia) kavramını, modern fiziğin bir ter-
imi olarak tanımamış olsa da, hareket ve durgunluk üzerine düşüncelerinde
buna yakın bir anlayış geliştirmiştir. Aristoteles’in hareket anlayışında, bir cis-
min hareket etmeye devam etmesi için sürekli bir dış kuvvetin etkisi altında
olması gerektiği görüşü yer alır. Bu, onun eylemsizlik fikriyle bağlantılıdır.
Ancak, Aristoteles bu konuda daha farklı bir yaklaşım sergileyerek, cisimlerin
hareketlerini sadece dışsal bir kuvvetin varlığıyla açıklamıştır. Somut bir örnek
verirsek , bir taşın durmasının nedeni dünyaya çarpması, bir okun ilerleme
sebebi ise okun deldiği hava okun arkasına gelip onu itmesi. Aristo’nun bu
şekilde düzeltmesinin sebebi Aristo’nun hareketin bir zorunluluk değil doğal
olanın durağanlık olduğunun savunmasıdır. Eğer hareket eden bir cisim varsa
mutlaka yapay bir hareket yani kuvvet etkisi altında olmak zorundadır.
article graphicx

“Bu diyagram Aristoteles’in Dünya merkezli evren modelini temsil eder.
Gezegenler sırasıyla Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter ve Satürn
olarak düzenlenmiştir. En dışta sabit yıldızlar küresi bulunur.”

4 Isaac Newton’un hareket kanunları ve bilimsel
görüşü

Isaac Newton’un bilimsel camiada gelmiş geçmiş en iyi fizikçi hatta en iyi bilim
insanı olduğu su geçirmez bir gerçektir. Onun fiziğe hareket yasaları ve temel
kanunları yani neredeyse fiziğin sistematik yapısını oluşturması aynı zamanda
matematikte kalkülüsü keşfetmesi onu bambaşka bir dahi yapmaktadır. Isaac
Newton’un hareket yasaları ve evrensel kütleçekim teorisi, modern fiziğin ve
gökbilimin temelini oluşturmuştur. Birinci hareket yasası (Eylemsizlik Yasası),
dış bir kuvvet etki etmediği sürece bir cismin durgun kalacağını veya sabit hızla
hareket etmeye devam edeceğini belirtir; bu, Galileo’nun eylemsizlik ilkesiyle
de uyumludur. İkinci hareket yasası (F=ma), bir cismin ivmesinin, üzerine
etki eden net kuvvet ile doğru, kütlesiyle ters orantılı olduğunu söyler; bu
yasa, kuvvet kavramını matematiksel olarak tanımlayarak dinamiğin temelini
oluşturmuştur. Üçüncü hareket yasası (Etki-Tepki Yasası), her etkiye karşılık
eşit büyüklükte, zıt yönde bir tepki kuvveti olduğunu ifade eder ve bu yasa,
roketlerin uzaya fırlatılması gibi birçok fiziksel olayın anlaşılmasını sağlar. New-
ton’un evrensel kütleçekim yasası, evrendeki tüm kütlelerin birbirini çektiğini
ve bu çekim kuvvetinin, kütlelerin çarpımıyla doğru, aralarındaki uzaklığın
karesiyle ters orantılı olduğunu açıklar. Bu yasa, gezegenlerin hareketlerini
yönlendiren kuvvetin Dünya’daki cisimleri yere çeken kuvvetle aynı olduğunu
göstererek, gök mekaniğini yeryüzündeki fizik yasalarıyla birleştirmiştir. New-
ton’un bu bilimsel görüşü, Kepler’in gezegen hareket yasalarını matematiksel
olarak açıklamış, Galileo’nun deneysel bulgularını sistematik hale getirmiş ve
modern bilimsel yöntemin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Onun çalışmaları,
klasik fiziğin temelini oluşturmuş ve Einstein’ın genel görelilik teorisine kadar
yerçekimi anlayışının merkezinde yer almıştır.
Newton’un ikinci yasası, bir cismin momentumunun değişim hızının, ona etki
eden net kuvvete eşit olduğunu ifade eder:


4.1 Kuvvet ve Potansiyel Enerji


Eğer bir kuvvet korunumluysa (örneğin yerçekimi veya yay kuvveti), bu kuvvetbir potansiyel enerji fonksiyonunun (U (r)) negatif gradyanı olarak yazılabilir:

4.2 Enerjinin Korunumu

4.3 Örnek: Harmonik Salınıcı

5 David Hume’un nedensellik problemi, Gazali,
Bayesian istatistiği

Isaac Newton’un geliştirdği fizik öyle noktalara yol açmıştır ki insanlık tarihini
değiştirmiş sanayi çağını başlatmış ve modern fiziğe bile etkisi olmuştur. Bu
dehası onun Oxford üniversitesinin önündeki heykelin altında yazan ’ Qui genus
humanum ingenio superavit’ yani Dehasıyla insan ırkını geride bırakan anlamına
gelmektedir. Bu onun dehasını ortaya koymaktadır.
Bilimde herşey çok güzel giderken makineler yapılıyor , dünyanın mekaniz-
ması anlaşılmaya çalışılıyor, diğer bilim dallarında da newton kanunları sayesindeparlak ilerlemeler oluyordu. Ancak David Hume ortaya öyle bir problem atmıştı
ki neredeyse ilah edilen Newton bilimi artık felsefi olarak sorgulanıyordu. Aslında
David Hume’dan önce Gazali nedensellik problemini dini inanç sistemlerine
dönüş olarak kullanmıştı. Yanı o bilgiye akıl yoluyla değil inanç yani kalpten
gititğini iddia ediyordu. Gerekçe olarak aklın yanıltıcı olduğunu söylüyordu.
Örnek olarak bir pamuk ve bir ateşi yan yana geldiğinde gözlemlenen yangının
aslında o an başka bir şey tarafından olabileceğine ama art arda gelen korolasy-
onların bize yanıltıı bir neden sonuç ilişkisi kurmamıza yol açtığını söylüyordu.
Güncel olarak versiyonlarsak, her sabah belirli bir saatte apartmandan aşağıya
bakıldığında art arda park etmiş olan krımızı ve mavi arabanın ön tarafta bu-
lunan kırmızı arabanın ayrılmasından hemen sonra mavi arabanın yol çıkması
aslında bir çok deneyimden sonra birbiri ardına sık sık geldiği için neden sonuç
yanılsaması oluşturabileceği ancak aslında arasında başka nedenler olabileceği
görüiü denebilir kısaca. Hume bu görüşü daha felsefik ve spesifik olarak ele
almıştır. David Hume, nedensellik (causation) kavramını radikal bir şekilde
sorgulayarak, sebep-sonuç ilişkisinin deneyimle doğrudan kanıtlanamayacağını
iddia eder. Ona göre, bir olayın diğerini ”nedensel olarak takip ettiğini” asla
gözlemleyemeyiz; yalnızca ardışıklık (succession) ve süreklilik (constant con-
junction) görürüz. Örneğin, bir bilardo topunun diğerine çarptığında ikincisinin
hareket etmesi, zihnimizin alışkanlıkla kurduğu bir bağlantıdır. Hume, ne-
denselliğin insanın alışkanlık psikolojisinden (custom/habit) doğan bir inanç
olduğunu savunur ve bunun metafiziksel bir zorunluluk taşımadığını vurgu-
lar.Ayrıca Newtonun’da çok fazla önemsenmediği 3 kütle problemi de gün yüzüne
çıkmakta ve daha sonra kaos teorisini oluşturacaktır. Newton’a denir ki : senin
formullerin her şeyi açıklayabiliyor ancak güneş sisteminin durağan olup ol-
madığını açıklayamıyor çünkü en fazla 2 kütle için tutarlı formuller kullanıyorsun.
Newton bu sorunu çözmeye yeltenmiş ancak çözememiş ve cevap olarak eğer
yörüngelerden bir gezegen çıkarsa melekler onları geri yörüngelerine oturtur
demiştir. Newton’un dindar olduğunu unutmamak gerekir. Nedensellik prob-
lemi aslında hala çözülememiştir ancak bilim büyük bir hızda 19 ve 20. yüzyılda
ilerlemeye devam etmiştir ve bu ilerlemeyi bayesian istatistiği olmadan anala-
mak hata olur.

Bilimin Öncüsü Isaac Newton En Çok Ne İle Ünlüdür?

(Sir Isacc Newton’ın Oxford Üniversitesindeki heykeli.)

5.1 Bayesian İstatistiği

Bazı prior-dağılım çiftlerinde posterior aynı dağılım ailesinde kalır:

5.2 Örnek: Bernoulli Denemeleri

5.3 Hesaplamalı Yöntemler

Analitik çözümün mümkün olmadığı durumlarda:

5.4 Markov Zinciri Monte Carlo (MCMC)

5.5 Uygulama Alanları

  • Makine öğrenmesi (Bayesian ağlar)
  • A/B testleri
  • Sağlık istatistiği (klinik denemeler)
  • Doğal dil işleme

6 Genel sonuç

İnsanlık tarihinden bu yana kısaca ele aldığımız bu zaman yolculuğunda özellikle
değinmek istediğim şeylerden biri günün sonunda bilimin yararcılık açısından
büyük bir öneme sahip olması onu hali hazırda başlarda samimi meraktan uza-
klaştırmış bir çeşit bir teknolojik endüstriyel üretim haline getirmiştir. Aslında
bu sonuç saçma ya da bile isteye bir sonuş değildir çünkü ilkel kavimlerin
kabul ettiği kutsal hikayeler ne kadar bir hakikat değil bir yararcılık ürünüyse
aynı şekilde ortaçağ ve ilkçağ da ortaya çıkan bilgiler sonuç olarak nedensellik
probleminin anlayışımız sonucu bir hakikate ulaşma yöntemi olmaktan çıkar.
Yani bilimsel yöntem hakikati aramaz sadece korolasyonları açıklar ve teo-
riler oluşturur ve yanılmayı beklerler. Bu ne kadar çok hayal kırıklığı olarak
görülse de denebilir ki hakikatin olup olmadığı bile insanlığın ürettiği bir soyut
kavramdır. Var olup olmaması tamamen meçhul ve başta bahsetmiş olduğumuz
somut ihtiyaç ve isteklerden gelen bir soyutlama olması çok yüksek ihtimaldir.
Aslında insanın biyolojik olarak yaptığı hareketler yeme,içme,üreme gibi so-
mut hareketler hep bir kavramsal bir anlam uydurmasıdır ve insanlık geliştikçe
soyut kavramlar artmış yaşam amacı gibi sorular ortaya çıkmıştır. Denebilir
ki bu üretimin hepsi aslında bir kurgudan ibaret ve gerçeklik algısı sadece bir
algı ve perspektive. Dolayısıyla bilimsel bilginin hakikat arayışında olmadığı
sadece sık gerçekleşen korolasyonların sıklığından faydalanıp karşılaşma olasılığı
yüksek olan bilgileri sistematik hale getirip bunu kolayca gözlemleyip kullan-
abilmek. Belki de buna hakikat denebilir kim bilir ama salt ve tek olmadığı bir
gerçek.

Yazar: Alper Çoşkun

Kaynakça

[1] Lewis-Williams, D. (2002). The Mind in the Cave: Consciousness and
the Origins of Art. Thames & Hudson. (Üst Paleolitik dönemde soyut
düşüncenin kökenleri)
[2] Aristotle. (1999). Physics. (R. Waterfield, Trans.). Oxford University Press.
(Orijinal çalışma MÖ 4. yüzyıl)
[3] Newton, I. (1687). Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica. Royal So-
ciety Press. (Newton’un hareket yasalarının orijinal kaynağı)
[4] Hume, D. (1748). An Enquiry Concerning Human Understanding. A. Millar.
(Nedensellik eleştirisinin temel kaynağı)
[5] al-Ghazālı̄. (11th century). The Incoherence of the Philosophers (Tahafut
al-Falasifa). (Nedensellik eleştirisi için İslami perspektif)
[6] Gelman, A., Carlin, J. B., Stern, H. S., & Rubin, D. B. (2004). Bayesian
Data Analysis (2nd ed.). Chapman & Hall/CRC. (Modern Bayesian is-
tatistiğin temel kaynağı)
[7] Hahn, R. (2010). Archaeology and the Origins of Philosophy. SUNY Press.
(Thales ve erken doğa felsefesi)
[8] Cohen, I. B. (1985). The Birth of a New Physics. W.W. Norton & Company.
(Newton devriminin bilim tarihindeki yeri)
[9] Mithen, S. (1996). The Prehistory of the Mind: The Cognitive Origins of
Art, Religion and Science. Thames & Hudson. (Soyut düşüncenin evrimi)
[10] Lorenz, E. N. (1993). The Essence of Chaos. University of Washington
Press. (Üç cisim problemi ve kaos teorisi)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir