Kurguzist

Kaplumbağa Paradoksu

Kaplumbağa Paradoksu DIMITRI: Dünyayı Atlas taşıyorsa, Atlas’ı ne taşıyor? TASSO: Kaplumbağa. DIMITRI: İyi de, kaplumbağa neyin üstünde duruyor peki?  TASSO: Bir diğer kaplumbağanın. DIMITRI: Peki, o kaplumbağa neyin üstünde? TASSO: Sevgili Dimitri, ondan sonrası ta dibine kadar hep kaplumbağa işte! Bu antik Yunan diyalog parçası, felsefedeki sonsuz regresyon kavramına çarpıcı bir örnek teşkil etmekte. Her şeyin ilk sebebini – yaşamı, evreni, zamanı ve bir Yaratıcı’yı – sorguladığımızda, sonsuz bir döngünün içinde kayboluruz.  Bu diyalog parçasındaki sorunun mantığına göre yaratıcının da bir yaratıcısı olmak zorundadır ve o yaratcının da bir yaratıcısı… Bir gün oldukça zeki bir çocuk babasına sorar; -Baba evreni kim yarattı? -Evreni Tanrı yarattı. -Peki baba, tanrıyı kim yarattı? -Tanrıyı kimse yaratmadı kızım, o hep vardı.  -Eğer evrenin var olması için bir yaratıcıya ihtiyaç varsa, o yaratıcının da var olması için bir başka yaratıcıya ihtiyaç gerekmez mi? İşte sonsuz regresyon! Eğer her şeyin bir yaratıcısı olduğunu kabul edersek yaratıcının da bir yaratıcısı olduğunu o yaratcının da başka bir yaratcısı olduğunu kabul ederek sonsuz bir döngü içine gireriz, Tıpkı dünyayı sırtında taşıyan sonsuz sayıda kaplumbağa gibi.   “Platon Bir Gün Bara Gider” adlı kitapta bu sonsuz regresyonun içindeki girdaptan kurtulmamız için Cathart ve Klein şöyle bir öneride bulunur;  “Bu sonsuz gerilemenin sizi içine soktuğu yolda çaresiz kaldıysanız belki creatio ex nihilo – hiçlikten yaratılış- anlayışına, ya da biraz farklı bir bağlamda söylenmiş olsa da John Lennon’un şu öğretisine sığınabilirz: “Elvis’ten önce hiçbir şey yoktu.” Aristoteles ise bu girdaptan kurtulmamız için Prime Mover(İlk Hareket Ettirici) kavramını ortaya sürer. Aristoteles, her şeyin bir sebebi olduğunu ancak bu zincirin bir yerde durması gerektiğini savunur. Bu argümana göre; Hareket eden her şey, bir başka şey tarafından hareket ettirilir. Örneğin, bir top yuvarlanıyorsa, onu iten bir şey olmalıdır. O şeyi de başka bir şey hareket ettirmiştir. Bu neden-sonuç zinciri sonsuza kadar gidemez. Eğer her hareket bir öncekine dayanıyorsa ve bu süreç sonsuza kadar giderse, hiçbir zaman ilk hareket başlamazdı. Öyleyse, kendisi hareket ettirilmeyen ama diğer her şeyi hareket ettiren bir varlık olmalıdır. İşte bu varlık Prime Moverdır. Bazı filozoflar ise kendiliğinden varlık görüşü ile sonsuz regresyonun girdabından kendine çıkış yolu aramıştır. Kendiliğinden varlık ise var olmak için hiçbir dış sebebe ihtiyaç duymayan ve zorunlu olarak var olan varlık demektir.

Kutuplaşma Ekseninde İyilik Ve Kötülük

Kutuplaşma Ekseninde İyilik Ve Kötülük İyi ve kötünün, keskin bir bıçakla birbirinden ayrılmış gibi siyah ve beyazı temsil etmesi, dünyadaki kutuplaşmanın temelini oluşturuyordu. Bir şeyin tam olarak iyi olması için ne gerekiyordu? Veyahut birine kötü demek için hangi şartları gözler önüne sermesi gerekiyordu? Bu belirsizlik farklı insan kitlelerinde farklı belirginlikler yaratıyordu. Bir savaşın hangi cephesinden bakarsan bak, hep baktığın cephe haklıdır. Kimse haklı bulmadığı bir dava uğruna savaşmaz, bu dünyanın her yerinde değişmez bir kural haline dönüşmüştür; İnsanın savaşı hakikatidir. O halde iyi kimdir, kötü kimdir? İskender, Makedonya halkına göre şüphesiz bir ilah kadar iyiliği temsil ediyordu; fakat III. Darius ve halkının kâbuslarında başroldeydi. Buradaki tezatlık, siyah ve beyazın yarattığı tezatlık kadar belirgindi. İyilik ve kötülük, kalıp davranışlara göre değil, insan kitlelerinde uyandırdığı faydaya göre belirleniyordu.